Powered by Blogger.
RSS

(GugukluhayaT) Agzina saglik - Aslan Yürekli Kadın Gazeteci... ne yazı beeeeee...... helal olsun...



Konu: Agzina saglik - Aslan Yürekli Kadın Gazeteci... ne yazı beeeeee...... helal olsun...
Kime:




<>









 
 
 Bu yürekli kadını ayakta alkışlayalım...
 
 
 
FATMA S
İBEL YÜKSEK KENT GAZETESİ ( BURSA)
 
Fatma Sibel Yüksek muhalif bir yazar olarak son bir kaç yıldır  Bursa'da Kent gazetesindeki kö
şesinde yazıyordu.
 
Yazısı o gün için son yazısı olmadı ama nihayet gazeteye malum mercilerden  gelen baskılar sonucu 16 Ekim'de gazete yönetiminin talebi üzerine  işten ayrılmak durumunda kaldı.
 
Şu anda kendisini kadrosuna alacak babayiğit bir gazete patronu bulamadığından işsiz,kaleminin belası olarak da uzun süre  yazamayaca ğını sanıyorum.
 

O meşhur yazısı aşağıda.

 
Billboardlardaki resimlerine baktım; güya "kudretli" görünesin  diye en
çılgın bakışlı fotoğraflarını seçmişler. Kontrolsüz bir  adrenalin ile
geldiği yeri hazmedemeyişi harmanlayan deli bakışları.
 
Ne yapsan olmuyor.
Kültürsüzlüğün, görgüsüzlüğün, basitliğin, açlığın  her şeyin önüne geçiyor.
Sadece çalma, çırpmaya, vebal almaya işleyen kıt aklın bile  durup durup sana
"Saygı görmüyorsun, sende bir şeyler eksik" diye fısıldıyor.  Bu fısıltıyı duydukça iyice kontrolden çıkıyorsun. "Bana saygı duyun,  önümde eğilin.
Eteklerimi öpün" diye tepiniyorsun ama olmuyor.
Olmuyor işte.
 
En yakınındakiler bile senin iflah olmaz kifayetsizliğine,  insanlıktan çıkmış öfkene, Allah'a şirk koşma noktasına gelmiş kibrine dayanamıyorlar.

En uyanıklar ile kullanım tarihinin tamamen sona gelmesini bekleyenler kaldı  sadece çevrende. Bir de bir delinin gölgesi ardında kirli oyunlarını yürütenler.


Boşsun, bomboşsun.
Bir genelev fedaisi kadar ruhsuz ve hoyratsın.
Kabadayılığın da hikâye, dobralığında yalan,  "delikanlılığın" da naylon.
Hak, hakkaniyet, adalet, merhamet gibi kavramlar kapından bile geçmemiş.
Alım-satım ustalığından, ticari uyanıklıktan dem vurarak örtmeye çalışıyorsun bu büyük eksikliğin üzerini.

Sahi kimsin sen?
 
Hep aynı yerden servis edilen üç adet gençlik, çocukluk ve askerlik fotoğrafından başka neden görüntün yok senin?
Hangi okulları bitirdin, kimlerle aynı sıralarda oturdun?
İlkokul öğretmenin kim?
Neden bir kişi bile çıkıp seninle ilgili bir tek anısını  anlatmıyor?
Seda Sayan'ın bile mahalle yıllarından bir fotoğraf çıkıp  geliyor da, senin
geçmişin neden bu kadar sis perdelerinin ardında gizli?
"Olmayan" biri misin yoksa sen? Hangi merkezlerde programlandı hastalıklı  beynin?

Bütün değerlerden neden bu kadar yoksunsun; en kutsal  kavramların içini boşaltmada nasıl bu kadar maharetlisin? Hurafe, iftira, şirret ve cehaletten beslenen dilin; hırstan ve doymamışlıktan ibaret kişiliğin,  bir ağ
kovuğundan başka hiçbir şey olmayan fani bedeninle tarihin onurlu sayfalarında yer almaya soyunma cesaretini nereden buldun.

Duyduk ki şimdi de "padişahçılık" oynuyormuşsun. Şah oldun,  sıra şahbaz  olmaya geldi. Her mevki ve makamı tattın, geriye "padişahlık"  kaldı öyle mi?
Senin montaj ürünü kimlik ve bedeninden kuşkusuz bir Fatih, bir Yavuz, bir Kanuni olmaz ama Deli İbrahim-Vahdettin karışımı bir kukla,  pekâlâ olabilir.
Seni bütün bu defolarınla sahnede tutanların işine fazlasıyla  yarar böyle acınası bir bez bebek.

Esiyorsun, gürlüyorsun, tepiniyorsun.
Pazarcı gibi tiz çığlıklar atıyorsun.
Deli bakışlarını devire devire, boyun damarlarını şire şire
höykürüyorsun.
 
İyi de sen ne istiyorsun?
 
Karun oldun. Çocukların ülkedeki simit tablalarından bile haraç alıyor, gudubet karın ipek kumaşlara, paha biçilmez mücevherlere büründü.
Şakşakçıların ceylan derisi koltuklarda basen büyütüyor. Bu  kadarı da olmaz ki diyen kim varsa işinden aşından ettin, zindanlara attın, ailelerini  açlığa mahkûm ettin. Gencecik üniversite mezunları işsizlikten intihar ediyor. Doktorlar, öğretmenler, polisler, subaylar açlık  sınırında yaşıyor;  emekliler pazarlardan sebze artığı topluyor. Şehit katilleri  Meclis'te suratımıza çemkiriyor. Sen hâlâ üstündeki pahalı  elbiselerin, özel yapım som  altın kol saatin, ipek kravatınla karşımıza geçip kusuyorsun  da kusuyorsun.

Kime bu kinin?
Nereye doğru gittiğini bir gün olsun düşündün mü? Olmayan  vicdanınla bir gün olsun kendine "Acaba biraz ileri mi gidiyorum" diye sordun mu?
İtikadın da yalan biliyoruz.
Ama bir gün olsun "Ya hesap günü varsa" diye endişelendiğin  oldu mu?
 
Evet var.
Hesap günü var.
Ve sanki bu saldırganlığın, bu doymazlığın, tamah etmez  azmışlığın, O hesap gününü biraz daha yaklaştırıyor. Artık Allah'ın gözüne  batıyorsun birader!
Fazla parazit yapıyorsun, ortalığı hacminden fazla  kirletiyorsun. Elde ettiklerinle şükür etmeyi, biraz da başkalarını düşünmeyi  başaramadın. Böyle bir kapasiten yok çünkü.

Dünyaya yemeye, içmeye, dışkılamaya, kin ve nefret aşılamaya gelmişlerdensin. Üste bir de kibir yapıyorsun, işte bu hiç çekilmiyor...

Senin sonunu da bu yamyam kibrin getirecek...
 
 
FATMA SİBEL YÜKSEK
KENT GAZETESİ  ( BURSA)
 
 
 
"Dünyada her millet icraatına tahammül ettiği hükümetin  mesuliyetine ortak sayılır."
Mustafa Kemal ATATURK

 
 
 

 














  • Digg
  • Del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Reddit
  • RSS

0 comments:

Post a Comment